beni de götürsene oraya, sonra ordan başka yerlere gidelim...farklı iklimlerde farklı renklere sahip şehirlerde yaşayalım, hem yanlız olalım, hem birlikte olalım...Farklı evlerimiz de olsa sonra sonra birlikte çay içelim....Ben sana sigara uzatırken yle birşey yap ki koltukta yan otururken dizlerimi çekerek güleyim...aşktan konuşalım, sonra evrenden ve en nihayet bizden. Susalım uzun uzun, kadehlerimiz bibirine vururken, birbirimizi özleyelim...Annelerimizi, ankarayı, istanbul boğazını özlediğimizden bahsedelim birbirimize...İnsanlarla tanışalım bazen ihmal edelim birbirimizi biraz, sonra garipseyenlere inat bir yerde karşılaşıp, sabahlara kadar sarhoş olalım, dans edelim, yüksek sesle kahkalalar atalım....
Güneye inelim en köşesindeki, yıldızlara yakın anfi tiyatronun tepesinde taşların üzerine yatalım, güneşi selamlayalım doğarken, birbirimize o an ne kadar mutlu olduğumuzu söyleyelim, başımız dönsün bulutlardan aşağı bakarken, bir sabah altıda bir tren içinde uyku mahmurluğu ve suratsızlığıyla, kibar konuşmaya çalışalım, beceremeyip, yanından geçtiğimiz köyler boyunca susalım....
Sen benim entellektüel yanım ol ben senin, dengesiz yanın olayım.
Seneler geçirelim böylece, birbirimizi yılarca görmeyerek bazen, birimiz bir yerde kalmaya karar vermişiz, birimiz başka bir diyara belki farklı bir kıtaya gitmiş. Hep birbirimize yazarak uzaktan film gibi izlemişiz birbirimizin hayatını. Özlemek sıradanlaşmış bazen, ama hep ikinci kadehte, uzaktaki dostu anar olmuş dudaklarımız. Resimlere bakılmış, anlara gidilmişi gözler dolmuş, ama çoğu çoğu altı ayda bir duyamışız birbirimizin sesini...Sesinin tınısını dinlemekten, o eskilerden bir parfüm gibi çünki, sözlere mana kalmamış.
Ah benim güzel dostum,
götürsene beni oraya, o burası olmayan yere, buna çok ama çok ihtiyacım var!
Sevgiler,
K.k.















Comments